Y ı l b a ş ı

CengizCebi tarafından

T. B. M. M. ZABIT CERİDESİ

31’nci İçtima

26.12.1341 Cumartesi

Rumî takvimin ilgası ile beynelmilel takvimin resmî devlet takvimi ittihazı hakkında 1/749 numaralı kanun lâyihası ve encümen-i mahsus mazbatası.

REİS — Efendim, kanun lâyihasının heyet-i umumiyesi hakkında söz isteyen var mı?

MUHTAR BEY (Trabzon) — Arkadaşlar, 1300 seneden beri istimal edilen muamelât-ı diniyemiz için kemakân devam edecek olan hicrî tarihini devlet muamelâtından kaldırırken bu tarihin mebdeinin kudsiyetine hürmeten söz -müsaadenizle- söylemek istiyorum. Tarih-i hicrî ne idi ve bunu ne esasa mebni değiştiriyoruz?

HASAN BEY (Trabzon) — Tarih-i hicrî ile işimiz yok.

MUHTAR BEY (Trabzon) — Efendim, öteden beri memleketimizde Hicret-i Nebeviyye, tarihe mebde olmak üzere kullanılıyordu.

SAMİH RİFAT BEY (Biga) — Ne zamandan beri? Tayin buyurunuz, anlayalım.

CELÂL NURİ BEY (Gelibolu) — Öteden beri ne demektir? Söyleyiniz.

MUHTAR BEY (Devamla) — Müsaade buyurursanız arz edeceğim. Sarahaten maksadınız da hâsıl olacaktır. Tarihin mebdei Milâd olması meselesi 1332 senesinde mevzubahis olmuştu. Osmanlı İmparatorluğu zamanında, hükümet bir kanun getirdi ve bu kanunda beynelmilel kullanılan tarih-i Milâdîyi bizim de kabul etmemizi ve Rumî olarak kullanmakta olduğumuz Julyen takvimi yanlış olduğundan Giregoryen’e tahvil olunmasını istedi. Meclisi Mebusan ve Ayan’da uzun uzadıya müzakerat cereyan etti.

CELÂL NURİ BEY (Gelibolu) — Onlar malumdur.

ARİF BEY (Eskişehir) — Bizce malum değildir.

MUHTAR BEY (Devamla) — Bu müzakerat neticesinde filhakika Hicret’in mebde olduğunu lâkin o mebde -hakikaten hiç bir esasa müstenit olmadığı halde- bir çok tahrifat yapılarak mebdesiz bir tarih kullandığımızı anladık. Tetkikat neticesinde Avrupalıların kullanmakta olduğu mebde-i tarihin kullanılması doğru olacağına cümleten kanaat hasıl olmakla beraber, o vakit gene bu tarih mebdeini değiştirmemişlerdi. Yalnız Jülyen takvimi yerine Gıregoryen takvimini kabul ettiler ve on üç günden ibaret olan o yanlışlığı tashih ettiler ve 1332 tarihini ibka ettiler. Fakat bu 1332 tarihi nasıl geliyordu? Zaten İslâmiyet’ten evvel Arabistan’da tarih yoktu. O vakit meselâ Fil Vakası, Kâbe’nin vakası gibi vekayi tarih kaydolunurdu. Seneler muntazaman mazbut değildi. Hicret-i Nebeviyenin on sekizinci senesinde -Hz. Ömer’in hilâfeti zamanında- tarih için mebde, Hicret-i Nebeviye tesbit edilmiştir. O da 622 sene-i milâdîsinin Temmuzunun 17’sine tesadüf ediyor ve bizim mebde-i tarihimiz hakikatte miladdan 622 sene farklı olunca bugün 1303 senesi olmak lâzım gelir. Halbuki hakikatte sene-i kameriye ile sene-i şemsiye beyninde on bir gün yirmi iki saat, şu kadar dakika, şu kadar saniye fark olduğundan, her otuz beş senede bir sene fark etmiş ve bu sene farkı teraküm ettiğinden dolayı 1303 senesi olacağına 1342 senesi olmuştur. Devlet muamelâtında hicrî ve kamerî tarihi kullanmaktaki müşkilâtı Osmanlı İmparatorluğu dahi görmüş olduğundan dolayı, muamelât-ı maliyesi için mâlî bir takvim kullanmıştır. Lâkin devlet, muamelât-ı resmiyesinde gene kamerî tarih kullandığı için 35 senede bir sene fark hasıl ediyordu. Bunun için hasıl olan bu farkı telâfi etmek maksadiyle o vakit bir seneyi atladılar. Meselâ, Osmanlı İmparatorluğu tarihinde 1254 senesi yoktur. 1253 senesinden 1255 senesine atlamıştır. Şu halde gerek bizim için ve gerek dünya için fennen muayyen olan hicret tarihini mebde olarak kullanmak daha iyi olurdu.

Çünkü tarih-i milâdî, miladdan 600 sene sonra tesbit olunmuş bir tarihtir. Yani tarih-i milâdîyi, ayı ile, günü ile kati olarak iyi bilen yoktur. Zaten Hz. İsa’nın velâdetinden bilmem kaç yüz sene sonra tesbit edilmiş bir tarihtir. Lâkin bugün mademki bütün dünya bu tarihi kullanıyor ve bizim için esasen dinî bir tarihin muamelât-ı devlette lüzumu olmadığı gibi tarih-i dininin mebdei de silsile ile gelmemiştir ve o esas üzerine muamele yapamıyoruz. Onun için tarih-i milâdîye geçmek ve umum dünyanın kullandığı tarihe intikal etmek muvafık olacaktır. Yani hisse tebean bir şey yapmıyoruz. Doğrudan doğruya devletin muamelâtını ilmî bir esasa istinat ettiriyoruz. Bütün Avrupa ile olan muamelâtımız girifttir. Bu girift olan muamelâtımızı iki tarih ile ayrı ayrı kullanmaktan ise aynı esas üzerine diğerleriyle beraber tarihimizi birleştiriyoruz. Bu veçhile bütün dünya ile aynı tarihi kullanmış olacağız.

Yalnız, iki defa kürsiye çıkmamak için ikinci madde hakkında da bir şey arz edeyim. Üçüncü maddede, eyyam-ı resmiyede hicrî tarihin kullanılması caizdir diyeceğimize kullanılır diyelim. Çünkü bizim muamelât-ı diniyemiz, ramazanı, bayramı ve saireyi o tarihten kullanacaktır. Binaenaleyh o tarihin de devamı lâzım gelir.

REİS — Efendim, başka söz isteyen yoktur. Maddelere geçilmesini reye vaz ediyorum. Kabul edenler ellerini kaldırsın.. Kabul etmeyenler ellerini kaldırsın.. Maddelere geçilmiştir.

Takvimde Tarih Mebdeinin Tebdili Hakkında Kanun

Madde 1: — Türkiye Cumhuriyeti dahilinde resmî devlet takviminde tarih mebdei olarak beynelmilel takvim mebdei kabul edilmiştir.

REİS — Efendim, maddeyi reye arz ediyorum. Kabul buyuranlar lütfen ellerini kaldırsın.. Kabul buyurmayanlar lütfen ellerini kaldırsın.. Madde kabul edilmiştir. Efendim.