Altı Ay

IMG-20190606-WA0014

Babam vefat edeli bugün tam altı ay oldu. Altı ay önce Ocak ayının 28’inde sabaha karşı, yoğun bakımda iken, doktoru bize “başınız sağolsun” dedi. Cenazeyi ertesi gün aldık, yıkadık ve defnettik. Ruhu mesrur olsun, âmin.

O günler zordu, şimdi alıştık. Zaman zaman keşke hayatta olsa da onun için birşeyler yapsak desek de, bu artık mümkün değil.

Vefat edenlerin arkasından dua edilir mi edilmez mi vb. şekillerde birçok sözde “dînî” konuşmalar duyarız. Aslen “dua”nın ne olduğunu bilmeyen/hissetmeyen kimseler olsa gerek bu konuşmaları yapanlar. Dua istemektir. İnsanoğlu kendisi için ne istiyorsa, sevdikleri ve bilhassa yakınları için, onları ister. Bu istemek bir fiil değil, bir ruh hâli. Bunu âyet ya da hadislerde geçen dualarla birlikte ifâde edersiniz, dile dökersiniz.

Bilimsel yazı ve yayınların kimilerinde bazen “dinin kökeni” ifadesine rastlarız. Bu tür çalışmaları yapanlar –ki bunlar genellikle sosyal antropoloji, dinler tarihi, din sosyolojisi, din psikolojisi vb. alanlarda çalışırlar- dine, aslında nesnel/yansız olduğu sanılan ama aslında olmayan –çünkü olamayan- pozitivist bir gözlükten bakarlar. Teoloji/ilahiyat bünyesinde de yer almaları bunu özünde değiştirmez. Pozitivizm “x’in kökeni” demeden önce “pozitivizmin kökeni” demeyi başaramamış olan bir x, zaten burada “konu belirleyen” değil de “konu” olmayı peşinen kabullenmiş olacağından söyleyecek bir sözü olmayacak, ‘kökeninin söylenmesine’ maruz kalacaktır.

“Pozitivizm eleştirisi” yaptığını düşünen insanların dahi çoğunluğu pozitivizmin kodlarıyla düşünüp yazıyorlar. Bu aldatıcı ve çarpık atmosferden çıkmak ve bilginin doğasına ilişkin felsefi bir yaklaşım/önkabul olduğu halde nesnellik/yansızlık sanılan pozitivizmin “kökenine inmek”, bilim ve eğitim dünyasında nasıl bu denli yaygın/baskın bir konuma gelip akademi üyelerini “aksini –ve dolayısı ile kendisini- düşünemez” bir hâle getirdiğini anlamak için çok ciddi bir çaba gerekiyor.

 

 

Reklamlar