Kanser

CengizCebi tarafından

onko

“Yaşamayan bilmez” en bilgece sözlerden birisi. Daha çok, “acılar”ın ancak bizzat yaşanarak anlaşılabileceğini anlatır. Görece daha küçük acılarımızdan yola çıkarak acının ne olduğunu bildiğimizi düşünürüz. Oysa büyük acılar küçük acılara aslında hiç de benzemezler. Büyük acıların bu acıları çekenlere bildirdiklerini küçük acılar bize hiçbir şekilde bildirmezler. Burada “küçük olanı bilmek kıyas yoluyla büyük olanı bildirir” ilkesi geçerli değil. O halde hayır, bilmiyoruz. Çekmediğimiz acıların -hele bunlar büyük acılar ise- nasıl yaşantılar olduklarını bilmiyoruz.

Ancak yine de büsbütün habersiz değiliz. Hepimiz hayatımızda öyle ya da böyle acılar yaşadık. Bunlar elimizdeki yegane ölçüler. O halde acıları büyük insanları biraz olsun anlamak istiyorsak -ki bu hem onlar hem bizler için gerekli-, bizzat kendi çektiğimiz bizce büyük acıları zihnimizde canlandıralım, o günlere gitmeye çalışalım. Kısmen de olsa bir empatiyi bu şekilde sağlamak mümkün. Kendimizi hastanın yerine -elimizden geldiğince- koyduğumuzda onu bir miktar anlama şansını elde ederiz. Ve o zaman hastaya olan bakışımız ve mümkünse konuşmamız daha “içten” olabilir. Aynı zamanda ‘yürüyüşümüze’ çeki-düzen verebilir, kendimizde hep “daha fazla haz” peşinde koşan tarafımıza söz geçirme gücünü bulabiliriz.

Reklamlar