Namussuz

CengizCebi tarafından

Çevremizin gözünde kötü algılanmayı sevmeyiz. En nefret ettiğimiz şeylerden biridir bu. Bunların içinde hele namusla ilgili ithamlar, kişiyi ölüme götürecek derecede psikolojik bir tahribat yapabilir. İşte bunun farkına varmış olan namussuzlar, meşru yollardan alt edemedikleri muhalif insanları ellerine bir fırsat geçtiğinde bu alçak silah ile vurmaktan asla geri durmazlar. Kendilerine yakışan budur. Ve ne yazık ki içinde yaşadığımız toplumun önemli bir kesimi, bu gerçek namussuzluğu meşru görüyor. Çok daha tiksindirici oldukları halde bu insanlardan örneğin bir fahişeden duyduğu tiksintiyi duymuyor, aksine yeri geldiğinde bunlara sempati bile duyabiliyor. Bunu; “maksada giden her yol meşrudur” ilkesinin neredeyse tüm toplum tarafından gizliden gizliye benimsenmiş olmasına, bizim o insanlık ahlakı dediğimiz şeyin neredeyse yok olmuş olmasına bağlayabiliriz. Bu maksadın ne olduğunun önemi yoktur. Kimi zaman şahsî, kimi zaman siyasî/millî ve hatta kimi zaman dinî ve ahlakîdir. Özellikle şu son maksad ilk bakışta kafa karıştırıcı görünebilir. Ahlak ve din için namussuzluk mu? Nasıl yani?

Aslında gayet basit. Bir kimse, bir grup ya da bir toplum, yüzyıllarca sürmüş olan bir yozlaşma ve yobazlaşmanın eseri olarak, iyilik ve empati duygusundan tamamen kopmuş bir din ve ahlak telakkisine varmış olabilir. Öyle ki o din ve ahlak telakkisi uğruna en hunharca âdiliği, en alçak gaddarlığı gönül rahatlığıyla yapabilir. Irak ve Suriye’deki malum örgütün gelmiş olduğu noktaya baktığımızda bunu rahatlıkla görebiliriz. Ve ancak bu kafa yapısının o ve benzeri örgütlere mahsus olduğunu sanmakla da büyük bir yanılgıya düşeriz. Bu kafa, sanıldığından çok daha yaygın, çok daha bizimledir. “O kadar da değil” diyorsanız bunun tek sebebi, aradaki derece farkıdır. Bir insanı çiğnemekle onun hakkını ya da itibarını çiğnemek arasındaki fark, derece farkıdır. Bir insana tecavüz etmekle, hakkına ya da itibarına tecavüz etmek arasındaki fark, derece farkıdır. Peki caiz midir? Bu kafaya göre hayır caiz değil, daha da ötesi, bir vecibedir, bir farizadır. Bu kafa sahipleri, bunu yapmadıkları vakit, farz namazlarını kılmamış gibi huzursuz olurlar. Namussuzluk onlar için bir cihad yöntemidir. Kendilerinden olmayanların haklarına tecavüz etmek, itibarlarını yok etmek, böylece etkisiz hale getirmek, onların gözünde bir vazifedir.

İşte geldiğimiz nokta burası. Garip değil mi? Namussuzluğu dinsizliğin ve ahlaksızlığın bir sonucu olarak görmeye alışkın bir bakış, şimdi din ve ahlak için namussuzluk yapıldığını kabul etmek istemiyor. Bu durumu dillendirecek olursanız, duyacağınız en yumuşak tepki “Yok canım, abartmayalım o kadar”dır. Ama daha muhtemel olanı “Vay sapık fikirli” şeklinde olacaktır. Bunun basit bir psikolojik sebebi var: İnsanoğlu yıllar yılı sorgusuz sualsiz kabullendiği ezberlerin bozulmasından hiç mi hiç hoşlanmaz. Ta ki o ezber gelip canını iyi bir şekilde yakana kadar. Bir belâ gelip çatmaksızın gözümüz nice şeylere kapalı kalacaktır. Yine de belâyı beklemeyelim ve etrafımızda sürekli iş çeviren bu bol miktardaki namussuz yaratıkları biraz olsun teşhis edelim, fark edelim.

Reklamlar