Cahilin Cesareti

CengizCebi tarafından

Cahilin Cesareti

Sleeper Cell adlı dizinin bir bölümündeki bir sahne aklımda kalmış. Polisler hücreyi basıp örgütün elebaşlarını yakalıyorlar. Ancak bir tanesinin o sırada polise sarf ettiği söz ilginç: “Siz bizi mağlup edemezsiniz. Çünkü siz bir şey yaparken “Acaba doğru mu yapıyorum?” diye düşünürsünüz. Biz böyle şeyler düşünmeyiz, doğrudan yaparız.”

Bu konu, sahiplerine Nobel ödülü kazandırmış bir teorinin de konusu. Psikolog Justin Kruger ve David Dunning’in tarihe geçmelerini sağlamış olan teorileri özetle, “Cehalet, gerçek bilginin aksine, bireyin kendine olan güvenini artırır” der. Teori “Yetkin olmayan insanlar, vardıkları yanlış sonuçlar ve talihsiz seçimlerin yanlışlığını anlayabilecek kapasiteye sahip değillerdir” diye de özetlenebilir.

Kruger ve Dunning işin özellikle kariyer tarafına yönelmişler. Cehaletten kaynaklanan cesaretin kişilerde bir özgüvene, bunun da ilginç şekilde kariyerde yükselmeye hizmet ettiğini söylüyorlar. Sonuçta son derece niteliksiz insanların beklenmedik şekilde koltuk sahibi olduğunu görüyorsunuz.

Ancak işin daha feci olan tarafı ahlakla ilgili olanıdır. Yukarıda film sahnesinden yaptığım alıntı işin bu yönüyle ilgili. Az çok belli bir birikime ve görgüye sahip insanlar diğer insanlar ile olan ilişkilerinde bencilliklerine bir sınır koyarlar. Gerek vicdanen gerekse aklen yaptıkları iç muhasebe karşılarındaki kişilere zarar vermemek için onlara belli sınırlar çizer. Bu dahi yoksa, bencillik adına yapacakları kötülüğün dönüp dolaşıp kendilerini vuracağını bilirler ve evet, korkarlar. Bundan dolayı da “hayır, bunu yapmayacağım” deme başarısını gösterirler.

Peki ya vicdan ve hassasiyet şöyle dursun, yaptığı kötülüğün er ya da geç kendisine döneceğini bile fark edemeyecek kadar cahil ve tüm kabiliyeti ikiyüzlülük olan bir insanla muhatap iseniz? İşte o zaman bu ahmakça cesaretin mağduru olursunuz. Bunun en yaygın biçimlerinden birisi iftiradır.

Psikoloji ilke olarak insanların ve davranışlarının iyi ya da kötü olduklarıyla ilgilenmez. Her halükârda davranışın bir nedeni vardır. Ve bencillik, bu nedenlerin en başta gelenlerindendir. Her insanın önce kendisini düşünmesini bilimsel olarak normal, ahlaki olarak da kabul edilebilir buluruz. Ancak ahlaken doğru bulmadığımız şey, kişinin bencillik uğruna başka insanlara zarar vermesidir. Burada işin rengi tamamen değişir. Burada artık apaçık bir kötülük/şer vardır.

Geçen yıl yaşadığım bir olay ve üzerinden geçen bir yıl, bunun nasıl bir şey olduğunu bizzat yaşayarak anlamamı sağladı. Cehaletin nasıl bir cür’et ve cesaret ürettiğini gördüm. Kör bir bencilliğin insanı, kendisine bir zararı dokunmak şöyle dursun, en iyi duygularla ve fedakârca iyiliği dokunmuş bir insana nasıl bir iftira ile saldırmaya itebileceğini bizzat yaşayarak anlamış oldum. Bu oldukça acı bir tecrübe. Lakin acı olmayan tecrübe, tecrübe midir ki?

Ve bu olay o kadar çok şey anlamamı sağladı ki, bunları ne kadar cilt kitap okusam, ne kadar fazla insanla sohbet etsem, ne kadar ders ya da vaz ü nasihat dinlesem, asla anlayamazdım. Dünyaya zaten “anlamak” için gelen insan için bu bir kazanç mıdır? Elbette ki kazançtır. Tüm acısına, ıstırabına karşın, büyük bir kazançtır. Anladıklarımız dışında neyizdir ki? Peki ya saçma sapan bir bencillik uğruna iftiraya tevessül eden ve ona  ahmakça destek verenler için nedir? Yıkımdır, sefilliktir, zillettir.

Haydi vicdandan vazgeçtik. Huzur bulamayacaklar, ondan da vazgeçtik. Nefesler sayılı. Pek yakında ölüm var. Bu Truman Show bitiyor. Yalan söylemeye imkân olmayacak bir hesap var. Nasıl yapabiliyorlar? Cevabı basit: Simsiyah bir cahillik sayesinde. Bu cür’etin ve cesaretin tek kaynağı bu.

Peki ne yapılabilir? Tabi ki hiçbir şey. Zarar vermeyi bir hüner gören ve bundan şeytanca bir zevk alanlar için havale etmek dışında yapılabilecek hiçbir şey yoktur.

Reklamlar