düşünce

Akla gelenler…

Pis İnançlar

Genelleme yapmak kolay, ayrımlarda bulunmak zordur. Çünkü ilki düşünme gerektirmez. Ağzınıza ya da işinize geldiği gibi konuşursunuz. Ne güzel bir genellemedir: “Her inanca saygılıyız”. Reelde karşılığı olmayan bir söz. Bir tür “Hepinizi çok seviyoruz”. Adam toplamak, taraftar kazanmak, müşteri çekmek vb. amaçlarla söylenen içi boş sözlerden biridir. İşe yarar mı? Kesinlikle yarar. İşe yaramasaydı yalancılık ve sahtekârlık insanlık tarihi boyunca nasıl hep popüler olabilirdi?

Yazının devamını oku »

Reklamlar

Darwin Sayesinde…

Debate

Matematikçi ve “Akıllı Tasarım” savunucusu William Dembski diyor ki: “If Darwin didn’t exist, the positivists would have had to invent him.”

“Darwin olmasaydı, pozitivistlerin onu icad etmesi gerekecekti”.

Yani diyor ki, Darwin’in söylediklerine olağanüstü bir gereksinim duyuluyordu. Bir noktaya kadar gelinmiş, kritik bir düğümde kalınmıştı. Ve Darwin geldi, pozitivistler için ‘düğümü çözdü’. (Dembski tabi bunu pozitivistleri eleştirmek için söylüyor.)

Yazının devamını oku »

Peygamber ve Filozof

İlk bakışta aynı başlıkta anılmaları tuhaf gelebilir. Ancak bazen tuhaf hissetmek konunun kendisinden çok kendimizdendir. Buna da ihtimal verip devam edebiliriz.

Önce biraz kelime tahlili:

Peygamber =پيغام + بر

پيغام = Haber

بر = Getiren

پيغامبر = Haber getiren, haberci, elçi.

Farslılar Arapçadaki aynı anlama gelen “Nebi” ve “Resul” kelimeleri yerine kendi dillerindeki bu kelimeyi kullanmışlar. O dönem Farslılarla birlikte yaşayan Türklerde bu kelime yaygınlaşıp kabul görmüş.

Filozof  = Feylesof = فيلسوف = φιλόσοφος = φιλό + σοφος

φιλό = Seven, peşinde olan.

σοφος = Bilgi, bilgelik

Araplar Yunanlı düşünürlerin eserlerini Arapçaya çevirirlerken filosofos kelimesini biraz değiştirerek feylesuf diye almışlar. Bu Türkçede feylesof ve sonra filozof olmuş.

Yazının devamını oku »

Din/Ahlâk ve Töre

Sözümona ‘dindar’ ve ‘muhafazakâr’ toplumlarda ahlak deyince akla ilk gelen şey -hiç lafı evirmeden söyleyeyim- belaltı olaylardır. Bu toplumlarda yetişen ve kendini özellikle yetiştirmeyen herhangi bir bireye ahlaksızlıktan söz ettiğinizde anlayacağı ilk şey -hiç kuşkunuz olmasın- cinsellikle ilgili ‘uygunsuz’ eylemlerdir. Çoğu insan bu anlayışın din/ahlak kaynaklı olduğunu sanır, ancak aslında düpedüz töre kaynaklıdır. Burada sözkonusu uygunsuz eylemlerin dinen/ahlaken de yasak olmadığını söylemiyorum. Söylediğim şey insanların bu konudaki ‘hassasiyet’lerinin dinle/ahlakla uzaktan yakından bir ilgisinin olmadığı, olayın tümüyle törel/kültürel olduğudur.

Bunu daha iyi anlamak için Arap toplumunda İslamiyetten önce var olan “kız çocukları öldürme” adetini düşünmek yardımcı olabilir. Bu adet, günümüz ‘namus’ anlayışının benzeri bir zihniyetten beslenmekteydi: Kız çocuğu demek onu başka bir erkeğe vermek demekti. Bu ise bir utanç konusuydu, ayıptı… Bugün böyle bir şey yok, çünkü meşru sayılan bir nikah var, evlilik var. Ancak evlilik dışı bir şeyler olduğunda, konu yine aynı yere geliyor : Namus ve utanç. Yani insanların hassasiyeti dinin bir emrine uyulmamasından ve bir günaha girilmesinden değil, toplum tarafından ayıplanma endişesinden kaynaklanıyor.

Yazının devamını oku »

Hastalık Zordur, Gerçekten Zordur.

Sağlıklı olduğumuzdan şikayet etmeyiz. “İyi” bir şeydir çünkü. Ağrı ya da acı duymamak, istediğimiz şekilde hareket edebilmek, işimizi gücümüzü yapabilmek, diğer insanların içinde normal bir şekilde bulunabilmek vb. daha pek çok şey öncelikle sağlıklı olabilmemize bağlı. Ancak sağlığa bundan yola çıkarak “hep iyi” gözüyle bakacak olursak onun zıddı olan hastalık da bu kez otomatik olarak “hep kötü” görülmek zorunda. Tabi burada ister istemez iyi ile kötü üzerinde biraz durmak gerekiyor.

Kişisel tecrübe olarak bir ağrı çektiğim sırada, özellikle şiddetli bir ağrı, bu türden şeyler konuşan olursa kesinlikle kovarım yanımdan. Yani o anlarda bunları düşünemez insan. O anlar bir an önce geçmesi istenen anlardır. Ya da en azından benim için böyle. Ama kendimizi iyi hissettiğimiz anlarda bunları düşünmekte fayda var.

Yazının devamını oku »

Bencillik ve Tapınma

tumblr_nc0jbluuuW1scax69o1_1280

İnsanoğlunun “önce can, sonra canan” sözünde özetlendiği şekliyle “önce ben” ya da “önce yakınlarım” demesi çok da yadırgadığımız bir şey değil. Ya da kişinin kimi başarılarından dolayı bir özgüven içinde olması, normal karşıladığımız bir durum. Ancak kimi öyle insanlarla karşılaşırsınız ki, onlar kendilerini öncelemekle ya da kendilerine güvenmekle kalmaz, kendilerine taparlar da. Ve üstelik bu tapınma, çevrelerinin de onlara imrenmesini, hayran olmasını vb. isteyen bir tapınmadır. Psikoloji literatüründe “narsistik kişilik bozukluğu” olarak adlandırılmış olan bu hastalık, ne yazık ki hastalık olduğu pek de fark edilmeyen bir hastalıktır. Başlıca belirtilerini alıntı olarak buraya alıyorum:

Yazının devamını oku »

Hayatı Anlamak mı? O da nedir?

Müdakkik olmanın alâmetlerinden biri, çok geniş ve dolayısıyla belirsiz bir anlam çağrışımı olan “soyut” sözler yerine, daha belirgin ve somut kavramlarla konuşmaktır. Öyleyse müdakkik olmaya çalışabiliriz, çünkü bu iyi bir şey gibi duruyor.

Çokça duyduğumuz sözlerden biridir: Hayatı anlamak. Bunu duyduğumuz kişilerden somut bir açıklama istediğimizde ise muhtemelen tuhaf tepkiler alırız. Sanki son derece açık bir söz olmasına karşın anlamazlıktan geliyormuşuz gibi. Aslında durum hiç de böyle değildir. Bu ve benzeri cümleleri kullananlar “büyük bir söz” söylediklerini düşünmek dışında pek de bir şey düşünmezler. Pek çok konuda ‘büyük’ konuşmanın, anlamlı ve anlaşılır konuşmaktan daha makbul karşılandığı bir sosyal çevrede isek, belki de susmak daha selametli bir yoldur. Ama hiç olmazsa buralarda -‘kendi aramızda’- tedkik ve tahlil yapma imkânımız var.

Yazının devamını oku »